Mehmet Şensoy
Mehmet  Şensoy
  • Şehir : İstanbul / SISLI
  • Sevkiyat Günleri : Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe
  • Minimum Sipariş Tutarı : 40 TL

Harita yükleniyor ...

İstanbul / SISLI

    Kapitalizmin bu altın çağında (!) her şeye para gözüyle bakan insanoğlu, bunun sonucu olarak küresel gıda, ilaç ve kimya tröstleri eliyle hayatın her alanında ağır bir tahrifata girişmiş, üstelik 'modernleşme' ve 'bilim' kelimeleri arkasına saklanıp geçmişin bilgeliğini üzülerek ifade edeyim ki kaybetmiştir.



    Günümüzde fıtrata uygun sağlıklı beslenmek gerçekten çok zor. Çünkü organik, bahçe, köy, tarla kelimelerinin altı boşaltılmış durumda. Organik mevzuatı hibrit tohum kullanımına izin veriyor. Bir çok katkı maddesine izin veriyor. Yumurtasını samanın içine koyan köy yumurtası diye satıyor. Alıcı aldatılıyor dolayısıyla beklenen faydayı göremiyor. Üretici ürettiği üründen bihaber. Yıllar içinde gördüm ki insanlar, beslenme şekilleri ve besin kaynakları değiştiği için sağlıklarını yitiriyorlar. Bu bilhassa son 50-60 yılın meselesi. 1970'lerde Henry Kissinger'ın başkan Nixon'a sunduğu bir raporda "Petrolü kontrol edersen ülkeleri, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin" diyerek meselenin uluslararası boyutlarını da belirliyordu. Bir diğeri “Tarım, tarım bakanlarına bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir.” der.



    Ancak hedefteki insan yalnızdı. Çünkü ne üreticiler yanındaydı ne de devlet. Her ikisi de ulus aşırı sermayenin güdümüne girmişti. Üstelik bilimi de onlar finanse ediyordu. Üniversite hocalarına konuşmalar yaptırılıyor, köşe yazarları makaleler düzüyor, televizyonlarda reklamlar bilinçaltına oynuyor, tarım alanları, gıdalar ve sular pestisit, fungusit, herbisit gibi zehirlerle ve kimyevî gübrelerle zehirleniyor ve tüm dünyada insanlar hızlı bir şekilde gıda ve sağlık alanında evrilerek geri dönüşü zor olan bir yola itiliyordu.




    Sağlığı bozulanlar, sözkonusu sistemin diğer ayağı olan hasta-hanelere (şifahane olmalı) uğruyor ve kâr amacı güden şirketlerin doz masalıyla sağlıklarından iyice oluyorlardı. Tedavi etmek yoktu çünkü modern tıp semptomları giderme üzerine bina edilmişti. Günümüzde bir kış mevsimini hastanelerde geçiren çocuklar var. Bağışıklık sistemi çökmüş bu çocuklar, tıp ve ilaç endüstrisinin gelecekteki potansiyel müşterileri.



    Biyoteknolojinin hızlı gelişimi ve canlıların genetik şifrelerinin kısmen çözülmesiyle GDO denen gözü dönmüş organizmalarla artık bilim dünyasında 'Tanrıyı oynayan adam'dan bahsediliyor. Öyle ki bunlar Cochabamba'da Bechtel ile yağmuru hatta bulutları bile sahiplendiler.

    İstenen neticeye beklenenden daha hızlı ulaşıldı. Gelişmeler baş döndürücüydü ve insanoğlu elmanın kurdu kadar bile aklını kullanmadı, kullanmasına fırsat verilmedi, kullananlar bilim dışı olmakla itham edildi. 10.000 bin yıldır tarım yapan, bu topraklarda 7.000 yıldır

    ekmek mayalayan insan beslenme şeklini son 50 yılda tamamen değiştirdi. Öyle ki biz bugün beslenmenin nasıl olması gerektiğini bebeklerden ve çocuklardan öğreniyoruz. Onları taklit edebilirsiniz.



    Hep söylerim; temel gıdalarınızı değiştirirseniz, yanlış beslenme sorununun büyük çoğunluğunu çözersiniz. Nedir onlar? En başta ekmek gelir. Ekmeği halletmeden hiç bir şey çözülmüyor. Yemem de diyemezsin. Bu topraklarda hamurumuz buğdayla yoğruldu. Bence yemeliyiz.

    Ardından tuz gelir. İşlenmemiş tuza dönülmeli acilen. Bu, kaya tuzu ve kaynak tuzu olabilir. Türkiye şartlarında göl ve deniz tuzu alternatifleri pek sağlıklı görünmüyor. Biz iki şeyin iyisini hayvanlara verir kötüsünü kendimiz yeriz. Tuzun rafine olmamışını ve buğdayın kepeğini.



    Sonra sağlam bir yağın olacak. Buna ayrı bir paragraf açıyorum. Çünkü vücut yağ ile çalışır. Vücutta yağ metabolizması esastır. Halbuki günümüzde ne diyorlar? 'Yediklerinizin %80'i karbonhidrat %20'si yağlardan oluşmalı' diyorlar. Oysa ki tam tersi olmalıdır. Yağlardan zengin beslenmeli. Fakat her yağ değil. Türkiye şartlarında iki yağ var. Soğuk sıkım zeytinyağı ve yeşil ot yiyen ineğin yağı. Yoğurt, yumurta, et vs. Bu böyle gidiyor...



    Osman Nuri Koçtürk, 1960’larda kaleme aldığı Çağımızın Beslenme Sorunları adlı eserinde bakınız ne diyor: “Bir daire satın almak için bankadan kredi alan kişi, taksitlerini ödemek için tasarrufa mutfaktan başlar. Oysa bu kimselerin misafir odalarında şatafatlı koltuklar ile pahalı avizeler her zaman vardır. Büfesinde hiç ihtiyacı olmayan gümüş takımlar ışıldar, evin kadını her gün için farklı kıyafet almaya devam eder. Kesilecekse boğazdan kesilir. Sağlığımız için hiç ilgisi olmayan gereksiz ayrıntılar içinse harcamalara devam edilir.



    Mutfaktan kesilen her kuruş, daha sonra ilaç parası olarak ve binlerce kez fazlasıyla ödenecek, külfete girilerek mutlu bir hayat sürmek için satın alınan daire bir hasta insanlar barınağı olacaktır.”



    Sağlıklı bir yaşam ümidiyle…



    Mehmet Şensoy


     


     


    * * *




    Mehmet Şensoy tarafından üretilen sarkaç ürünü hakkında:




    Sabit bir nokta ya da eksen çevresinde ağırlığının etkisiyle salınım yapan katı cisime sarkaç denir. Sarkaçların çeşitli türleri ve çok değişik kullanım alanları vardır. Örneğin jeologların yaptığı maden araştırmalarında duyarlılığı yüksek olan Holweck-Lejay’in esnek sarkacından yararlanılır. Herhangi bir yerde bulunan maden cevheri ya da petrol o yerin ivmesinde düzensizliğe neden olduğundan ivmenin bulunan değeri buradaki maden yatağının miktarı ya da cinsi hakkında bilgi verir. Sismograf sarkaçların da düşey ve yatay sarkaç olmak üzere iki çeşidi vardı. Bu sarkaçlar jeofiziksel araştırma yöntemlerindeki deprem hareketlerinin ortaya çıkarılması bazı yapıların denge durumlarının araştırılması amacıyla kullanılır. Bir başka sarkaç türü de Foucault sarkacıdır. Léon Foucault tarafından gerçekleştirilen bu sarkaç dünyanın dönüşünü gösterir. Sarkaçlardan zamanı ölçmek ve saat hareketlerini ayarlamak için de yararlanılır. Saat hareketlerinin düzenlenmesinde sarkaç  kullanımını ilk düşünen Huyghens’dir. Galileo’nun salınım süresinin değişmezliğini bulmasından sonra 1656′da Hollandalı matematikçi C. Huyghens ilk sarkaçlı saati yaptı. Sarkaçlar Radyestezi alanında da kullanılır. Radyestezi (Işınım Duyumu – Işın Bilimi ), insan bedenindeki titreşim alanlarının, canlı ya da cansız nesneler hakkında bilgi sağlamak için faydalanıldığı bir bilim dalıdır. Bu bilgi, hedef nesnenin enerji alanlarıyla eşdeğer rezonansa girmesiyle sağlanır. Bilginin deşifre edilebilmesi için özel cihazlar kullanılır. Önceleri sadece su bulma, maden arama ve kayıp nesnelerin yerini belirleme gibi alanlarda kullanılırken, Radyestezi uzun süredir alternatif tıpta uygulama alanı bulmaya başlamıştır.



    Radyestezi, cisimlerin yaydıkları radyasyon dalgalarını algılamak suretiyle bir takım olay ve maddeleri teşhis eder. Sarkaç, Radyestezi alanında kullanılan materyallerden biridir. Sarkaçın bizim ile uyumlanıp programlama yapılabilmesi için dünya üzerinde var olduğu andan, elimize gelene dek geçirdiği evrede üzerine toplamış olduğu bütün negatif enerji ve bilgilerden arındırılması gereklidir. Sarkacınızı en güvenilir şekilde arındırmak için pamuğa sarmalı ve en az bir gün boyunca toprağa gömmelisiniz. İçine temiz toprak koyacağınız bir saksıyı bu iş için kullanabilirsiniz. Topraktan çıkardıktan sonra akan su altında birkaç dakika beklettikten sonra kurulayıp, temiz pamuğa sararak bir kutu ya da keseye koyabilirsiniz.


     


    Konuyla ilgili bazı yazılar:



    www.spiritualizm.com/bbradyestezi1.html

    http://www.reikiturk.com/bilgi-kutuphanesi/sarkac-kullanimi

    http://www.kahunasifa.com/?part=ekler&gorev=oku&id=97



Positve SSL on a transparent background Copyright © 2010-2014 Toprak Ana. Tüm hakları saklıdır.
Bu internet sitesinin kullanıcıları Gizlilik İlkesini ve Kullanıcı Sözleşmesini kabul etmiş sayılırlar.